Connect with us

Mimarlık

OSO Mimarlık, Euroshop RetailDesign Award’da finalist oldu

Yayın Tarihi:

on

Global ölçekte kurumsal firmaların mimari ve iç mimari projelerinde fark yaratan çözümlere imza atan OSO Mimarlık, Suudi Arabistan’da tasarladığı Loremen Showroom projesi ile uluslararası mağaza tasarımlarının yarıştığı Euroshop RetailDesign Awards’ta finalist olmaya hak kazandı.

Ulusal ve uluslararası ölçekte çalışan kurumsal firmaların marka kimliğine ve stratejisine vurgu yaparken teknoloji ve mimarlığı entegre eden nitelikli iç mekan tasarımlarına imza atan OSO Mimarlık, Loremen Showroom projesi ile Euroshop RetailDesign Awards’ta finale kalma başarısını gösterdi. Euroshop Fuarı tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından en başarılı mağaza tasarımlarının uluslararası bir jüri tarafından titizlikle değerlendirildiği Euroshop RetailDesign Awards’ta 23 farklı ülkeden gelen rakiplerini geride bırakan Loremen Showroom, 26 Nisan 2019’da Şangay’da gerçekleşecek final organizasyonunda rakipleriyle yarışacak.

Cidde merkezli bir ayakkabı firması için OSO Mimarlık tarafından 690 metrekarelik bir alanda tasarlanan showroom alanında binanın yapısal formundan dolayı, eğrisel bir koridor ve bu koridorun yanlarında tasarlanan bağımsız sergi alanları, tasarımın ana konseptini oluşturmuş. Oluşan bağımsız sergi alanlarını mimari bir dil birliği altında birleştirmek amacıyla tavan ve zemin özellikle vurgulanmak istenmiş. Bu amaçla tasarlanan tavan sisteminin, ziyaretçileri girişten itibaren yönlendirmesi ve davetkâr bir etki yaratması hedeflenmiş ve bu etki, tavan çıtaları ile aydınlatma sisteminin entegrasyonu sayesinde pekiştirilmiş. Showroomun en sonunda sosyalleşme amaçlı kullanımlara hizmet etmesi için bir “kitchenette” planlayan OSO Mimarlık kurucuları, bu sayede müşterilerin mekanın tümünü gezmelerine katkı sağlayacak bir çekim merkezi oluşturmuş. Ofis girişinde yer alan karşılama bankosu, Arap alfabesinden esinlenilerek tasarlanmış. Showroomda lüks ve elegan bir atmosfer yaratmayı hedefleyen mimarlar, ağırlıklı olarak beyaz ve parlak malzemeleri tercih etmiş. Ayrıca sergi duvarlarındaki ayna kullanımı ile mekanın ve ürünlerin görsel algısı ve derinlik hissi ikiye katlanmış. Projede showroom alanına ek olarak firmanın yönetim ofisi de yer alıyor. Bir açık ofis, dört müdür odası ve çok amaçlı bir lounge’dan oluşan ofis mekanlarında ise genel anlamda sade ve minimal bir tasarım dili benimsenmiş.

Devamını Oku
Yorum yap

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mimarlık

HTTF, asma germe membran sistemlerine mimari yaklaşımını geliştiriyor

Yayın Tarihi:

on

HTTF firmasına konuk olduk ve Yüksek Mimar İsmail Sarıay ile bir söyleşi gerçekleştirdik. İzmir-Tire’de faaliyet gösteren ve asma germe membran sistemleri üzerinde uzmanlık geliştirmiş olan HTTF’nin faaliyetlerinden bahseden İsmail Bey, sektöre ilişkin de görüşlerini paylaştı bizlerle.

İsmail Bey, mimarlık öğesi olarak yaptığınız tüm çalışmalar asma germe membran sistemleri üzerine, ülkemizde yeni gelişen ve şimdiden çok önemli bir yer tutan bu sisteme ilginiz nereden geliyor?

1996 yılında Mimarlık Fakültesi mezuniyet projesi olan “Seferihisar Yelken Milli Takım Kampı Projesi” ile başladı. Hemen hemen herkes mimari öğeleri bina tasarımları, alışveriş merkezleri, büyük spor kompleksleri yapmak olarak düşünür. Ben daha çok bu unsurları oluşturan detaylara ilgi duydum. Asma germe membran sistemleri bunun tamamlayıcısı olarak gördüm. Ülkemizde de böyle bir potansiyelin varlığını araştırdıkça gördüm.

Yüksek Mimar İsmail Sarıay

Bu kararı verirken sizi en çok etkileyen ne oldu?

2010-2012 yılları arasında Viyana Teknik Üniversitesi’nde (TUW) asma germe membran sistemler hakkında yüksek lisans çalışmaları ile devam ettim. Buradaki hocalarım yönlendirdi diyebilirim. Yüksek lisans çalışmalarını da bu konu üzerine yaptım.

Bu çalışmalarınız bittikten sonra profesyonel olarak çalışmalarınıza nasıl yön verdiniz?

1999 yılında “Royaltente” şirketinde “Dizayn Departman Şefi” ve “Teknik Müdür” olarak, daha sonra aynı şirketin devamı olan “Recon AŞ”de ortak ve “İzmir Şube Direktörülüğü” dâhilinde ve yine kurucu ortaklarından olduğum “ARCH-ART LTD. ŞTİ” bünyesinde sayısız tasarım yaptım.

Piyasa deneyiminiz çok gelişmiş olmalı bu süreçte. Kendi firmanızı ne zaman kurdunuz? Kendi firmanızı kurmaya zorlayan sebepler neler?

Mimarlar kendilerini özgün tasarımları ile ifade etmek isterler. Her mimar özgün büyük bir proje yapmak ister. Bu nedenle daha özgür çalışmak için 15 yıllık tecrübem ışığında 2014 yılı başından itibaren HTTF Ltd Şti’ni (High Tech Tensile Fabric) kurduk. Bugüne kadar da yurt içinde ve yurt dışında birçok projeye imza attık.

Özgün tasarım derken, buna çalışmalarınızdan bir örnek verebilir misiniz?

Tabii, HAYES LEMMMERZ firmasının logosunu özgün bir tasarım yaptık. Bunun resimlerini vermek isterim, uygulaması çok ilginç bir çalışma olmuştu. Tabii bu biraz da müşterinin konuya bakış açısıyla da ilgili. Aynı heyecanı sizi tercih eden müşterinizde de hissedince ortaya çok hoş bir çalışma çıkıyor.

Neden Tire?

Tire benim doğup büyüdüğüm yer. Bence her girişimci ahde vefa edip memleketine yatırım yapmalı. Tire aslında çok gelişmiş bir sanayi bölgesine sahip. Otoyol nedeniyle birçok merkeze ve tedarikçimize yakınız. Pek kırsal sayılmasa da İzmir’e 90 km uzaklıkta. Zaten bütün operasyonlarımızı müşterilerimizin kendi bölgelerinde gerçekleştiriyoruz. Biz bunu avantaja dönüştürmeyi bildik.

Bize geleceğe dair projelerinizden biraz bahseder misiniz?

Şu anda Tire Organize Sanayi Bölgesi’nin hemen yanında bir fabrika inşaatımız sürüyor. Önümüzdeki 4. çeyrekte bitirmeyi planlıyoruz. Çevreye zarar vermeyecek şekilde yeşil bir proje. Burada sabit demo olarak gösterebileceğimiz farklı tasarımlar olacak. Hatta şimdiden bu tasarımın bazı parçalarını uyguladığımız gölgeleme sistemlerini kullandık. Su deposu, garaj gölgeliği, giriş kapısı, misafirhane hatta sosyal tesisleri bu şekilde planladık. Bir kısmını da gerçekleştirdik.

Ürün geliştirme ile gelecek hedefleriniz neler?

Burada bir konuya daha değinmek isterim, iyi bir Ar-Ge ekibimiz var. Yarı zamanlı buna katılan mühendis arkadaşlarımız var. Otomatik açılır kapanır, hidrolik sistem tahrikli 100 m2 ve üzeri standart ürün üretmeyi planlıyoruz. Bunların ön çalışmaları ve prototip çalışmalarına başladık. Ar-Ge konusunda iddialıyız diyebilirim.

Diğer bir konu ise fleks güneş enerjisi hücreleri ile kendi kendine yeterli aydınlatması ve çalışması olan bir proje üzerine çalışmaya da başladık. Bunun araştırmalarına devam ediyoruz. Bu konuya en çok yabancı müşterilerimiz ilgi duyuyor. Yakın bir gelecekte bu tür sistemler bir gereklilik olacak.

Sektörünüzün sorunlarından bahsetmek ister misiniz?

Elbette, her ne kadar gelişmekte olan bir sistem üzerinde çalışıyorsak da bu işi hakkını vererek yapan insanların yanı sıra statik ve dinamik testlerini simule etmeden proje yapan firmalar var.  Haliyle maliyetleri düşük oluyor. Sonrada uygulama sırasında veya sonrasında bir fırtına anı veya kar yükü diyebiliriz mekanik veya iklimsel sorunlar çıkıyor. Bu da haliyle maddi kayıp ve yaralanmalı hatta ölümcül kazalar sebep olabiliyor. Kimsenin işini küçümsemek istemem ama bir tente imalatçısı bile böyle bir işe girişebiliyor. Hatta bu konuda uygulaması yapılmış bizim düzeltmemizi istedikleri veya yeniden yapılması istenen projeler tekrar bize geliyor.

Devamını Oku

Mimarlık

Ofis tasarımlarında sürdürülebilir ve kolektif bir anlayış

Yayın Tarihi:

on

Londra, İstanbul ve Ljubljana’daki stüdyolarında, Avrupa’dan Afrika’ya ve Ortadoğu’ya kadar çok geniş bir coğrafyada ödüllü projelere imza atan Avcı Architects, çağın gereklerine göre değişen çalışma dinamikleri ve gezegenin gereksinimleri doğrultusunda sürdürülebilir ve kolektif bir yaklaşımla, global markalar için kurumsal ofis tasarımlarına imza atıyor.

Ulusal ve uluslararası platformlardaki ödüllü projeleriyle sürdürülebilir mimarlığın Türkiye’deki öncülerinden biri olan Avcı Architects; ticari binalarda dünyanın öncü mimarlık ofislerinden biri olan Gensler ile yaptığı stratejik ortalıkla birlikte global perspektifini genişleterek çalışanların kendilerini rahat hissedebilecekleri; iyi kurgulanmış; iş birliğine dayanan; sürdürülebilir çalışma mekanları tasarlıyor.

Ofis iç mekanlarındaki tasarım anlayışını değişen çalışma alışkanlıkları; çalışanların beklentileri; teknolojik gelişmeler ve sürdürülebilirlik kriterleri çerçevesinde sürekli güncelleyen Avcı Architects tasarımlarına; 2008 Gensler Çalışma Mekanı Anketi’ne göre iş hayatında başarıyı getiren ve çalışanların yaratıcı ve yenilikçi güçlerinin ortaya çıkmasını sağlayan şirketlerin ofis tasarımlarında üzerinde durdukları dört farklı mod olan “odaklanma; iş birliği; öğrenme ve sosyalleşme” unsurlarını baz alarak yön veriyor.

Avcı Architects; ölçeğine bağlı olmaksızın ürettiği her projede en ideal çalışma ortamının gereklerini araştırarak yola çıkıyor. Ofis tasarımlarında sürdürülebilir çözümler üreten entegre bir bakış açısıyla yeni deneyimler yaratmayı hedeflediklerini dile getiren Avcı Architects Kurucusu Mimar Selçuk Avcı; ofis mekanlarının şirketin yaratıcılık kaynağını oluşturan bireyler için çok önemli olduğunu bilinciyle ele aldıkları her projede; çalışma alanlarını bireylerin daha fazla zaman geçirmek isteyecekleri yerler haline dönüştürdüklerinin de altını çiziyor.

Konsept tasarımı Gensler’in liderliğinde multidisipliner bir ekiple Avcı Architects tarafından ortak bir çalışmayla yürütülen Procter&Gamble İstanbul Merkez Ofisi ile tasarım ve uygulaması için Gensler ile Avcı Architects’in ortaklaşa bir çalışma gerçekleştirdiği HP Türkiye İstanbul Ofisi; Avcı Architects’in entegre bir tasarım anlayışı ile ele alarak; kullanıcılara yaratıcı bir ortamda çalışma; hareket etme ve iletişim kurma özgürlüğü sağladığı global ofislerden bazıları. Örnek olarak gösterilebilecek Avcı Architects projelerinden bir diğeri olan Kuehne Nagel İstanbul Merkez Ofisi’nde kurumsal kimliği de göz ardı etmeden modern; rasyonel ve fonksiyonel bir mimari anlayışla bütüncül bir tasarım dili yakalanmış.

Doğu-batı yönlerinde; birbirlerine alternatif olacak şekilde bulunan kat bahçelerini bütüncül tasarım yaklaşımını destekleyecek şekilde yeniden ele alan Avcı Architects; kat bahçelerinde; çalışanların gün içindeki molalarda birbirleriyle karşılaştıkları ve sosyalleşmeyi destekleyen dış mekanı hissedebilecekleri rahat bir oturma düzeni kullanmış. Aynı zamanda açık ofislerde çalışanların temiz hava dolaşımı; termal konfor; gün ışığı kullanımı ve aydınlatma değerleri gibi konfor koşulları üst düzeyde ön planda tutan mimarlar; ASHRAE standartlarının üzerinde tasarım kriterlerini esas almış.

Değişen Çalışma Alışkanlıklarının Getirileri

Yeni nesil ofis tasarımlarında geçmişteki hiyerarşik düzenin yerini yönetim ve işleyiş açısından birbiriyle ilişkili departman ve kompleks yapıların aldığını belirten Mimar Selçuk Avcı; buna bağlı olarak da çalışma mekanlarında bireyselliğin arka planda kaldığı yeni bir tasarım biçimine dikkat çekiyor. Selçuk Avcı’ya göre; izole ortamlara geçmişe oranla daha az ihtiyaç duyulması kolektif çalışmanın önemini giderek daha da anlaşılır duruma getirirken; çalışma ortamlarında kolektif etkileşimlere fırsat tanıyan mekanlar ile bireysel sessiz çalışma mekanları arasında mutlaka bir denge oluşturulması gerekiyor.

Konsept tasarımı Gensler ile ortak çalışma sonucunda Avcı Architects’in liderliğinde multidisipliner bir ekiple gerçekleşen AIG İstanbul Merkez Binası bu yaklaşımın en iyi örneklerinden biri. Açık ofisleri bina çeperlerinde konumlandıran Avcı Architects; baskı odaları; mutfak; çay ocağı; toplantı odaları gibi yardımcı mekanları orta kısımda gruplandırarak ayırıcı mekanlar olarak değerlendirmiş ve bu sayede çalışanların mekan içinde rastlantısal karşılaşmalarına da olanak sağlamış.

Avcı Architects’in özel ve sosyal kullanım alanlarını dengeli bir biçimde kurguladığı projelerden bir diğeri olan Fox International Genel Merkezi’nin plan kurgusu ele alınırken öncelikle ortak kullanım alanları ile departmanların yerleşimleri değerlendirilmiş. Ofisin enerjik yapısına uygun olarak yaratıcı ve serbest çalışma ortamına imkan verecek şekilde rekreatif ve serbest kullanıma uygun mekanlar tasarladıklarını belirten Selçuk Avcı; mekanlar arası denge sağlamak için açık ofis düzeninin hakim olduğu çalışma ortamına dinamik geometrik formlarda cam kütlelerle kapalı ofisler ve toplantı odaları tasarlamış.

Selçuk Avcı; ister bireysel; isterse kolektif bir anlayışla tasarlanmış olsun; diğer tüm yapı tipolojilerinde olduğu gibi çalışma mekanlarında da; insanoğlunun aldığından daha fazlasını doğaya geri verebilmeyi düşünce sürecine her yönden dahil etmesi gerektiğinin de altını çiziyor. Bunun INC Research İstanbul Merkez Ofisi’nde tercih edilen lokal ve doğal malzeme seçimleri ya da Kuehne Nagel İstanbul Merkez Ofisi projelerinde aydınlatmalarda seçilen enerji tasarruflu armatürler gibi genel olarak çevreye en az zararlı malzeme ve sistemlerin kullanılmasından ibaret olan bazı basit kararlarla kolayca sağlanabileceğini belirten Avcı; sürdürülebilirliğin tüm varoluş biçimlerimizin ötesinde tutulması gereken ve sonuçlarından hepimizin etkileneceği bir prensip olması gerektiğini dile getiriyor.

Devamını Oku

Mimarlık

Farklı salon tipleri için dekorasyon önerileri

Yayın Tarihi:

on

Konut projelerinde mekânın fonksiyonel kullanımı ile kullanıcının yaşam alışkanlıklarını zamansız bir estetik anlayışla bütünleştiren tasarımlara imza atan EDDA Mimarlık Kurucusu İç Mimar Eda Tahmaz, yaşam alanlarını yenilemek isteyen ev sahipleri için dikdörtgen, L veya kare gibi farklı plan şemalarına sahip olan salon tiplerinde dikkat edilmesi gereken dekorasyon inceliklerini aktardı.

Bahar aylarının gelişini müjdeleyen şu günlerde, gözden geçirilen ilk konulardan biridir, dekorasyon. Yaşam alanlarını yenilemek isteyen veya sil baştan yeni bir dekorasyon oluşturmak isteyen ev sahipleri için ise farklı şekillerdeki salonlar, en zorlayıcı konulardan biri… Konut projelerinde benimsediği fonksiyonel yaklaşım ile mekânın formuna uygun bir dekorasyon oluşturulması gerektiğini belirten İç Mimar Eda Tahmaz, kare, dikdörtgen ve L tipi salonları dekore ederken dikkat edilmesi gereken püf noktaları açıkladı.

“Alanları ayırırken bütünlüğü bozmayın…”

İç Mimar Eda Tahmaz’a göre farklı tipteki salonları dekore etmek bir hayli zor gözükse de birkaç püf noktasıyla mekânı olduğundan daha ferah bir hale getirebilirsiniz. Örneğin, “L” şeklinde bir salona sahipseniz mekânın genişliğini dikkate alarak fonksiyonel bir yerleşim planı oluşturmalısınız. Büyük bir salondaysanız, geniş alanı oturma bölümü olarak değerlendirebilir, dar alanı ise yemek odası olarak düşünebilirsiniz. Daha farklı bir stil oluşturma arayışındaysanız, küçük bir halı ve yine küçük bir kitaplıkla bu dar alanı kendiniz için özel bir alan haline getirebilir veya çocuklarınızla vakit geçirebileceğiniz keyifli bir oyun alanına dönüştürebilirsiniz.


Görünümde bir kaos yaratmamak için L tipi salonlara en çok yakışan stilin minimalist anlayış olduğunu vurgulayan Eda Tahmaz, mobilyalarda ve aksesuarlarda daha yalın bir görünüme gidilmesi gerektiğini, renk cümbüşünden mümkün olduğunca kaçınılması gerektiğini şu sözlerle vurguluyor: “Bu tip salonlarda önemli olan dar ve geniş alanı birbirinden ayırmak, ancak bunu yaparken iki alan arasındaki uyumu da gözden kaçırmamaktır. Bu bütünlüğü yakalamak için de tüm duvarları tek renk boyayabilir, daha uyumlu ve akışkan bir alan edebilirsiniz. Halı ve zemin kaplama seçimlerinde ise birbirlerinden çok uzak olmayan tonlar, birbirini tamamlayan desenler kullanmak, salonun bütünündeki uyumu güçlendirecektir. Ayrıca birkaç ayna yardımıyla, ‘L’ tipi salonlara derinlik ve ferahlık katmak mümkün.”

“Mekana derinlik algısı vererek, olduğundan daha geniş gösterin…”

Eda Tahmaz’a göre dikdörtgen salona sahip olanların işi biraz daha kolay. Birbiri ardına dizilen eşyalar yerine L oturma gruplarının doğru seçim olacağını aktaran iç mimar, salon içerisinde yemek alanı oluşturmak isteyenler için oval biçimli bir masa ile işlevsel bir dekorasyon anlayışı yakalamayı, odanın uzun kenarlarında kullanılacak aynalar ile de derinlik algısını güçlendirmeyi tavsiye ediyor. Tahmaz, derinlik algısını engelleyecek faktörün duvarlarda koyu renk kullanımı olduğunu dile getiriyor ve ekliyor: “İdeal olan mobilyalarda beyaz, bej, krem, vanilya ve açık gri gibi soft renkleri kullanmak, duvarlarda ise saten bitişli boyalar ile mekân içerisine giren gün ışığını duvarlarda yansıtarak daha geniş bir alan algısı oluşturmak. Uzun duvarları bölmek için tablolardan faydalanabilir, bitkiler ile salonunuzun keskin köşelerini yumuşatabilirsiniz.”
Eda Tahmaz, kare salon tiplerinde ise fazla eşyanın yarattığı karmaşadan kaçınmak gerektiğini şu sözlerle vurguluyor: “Eşyalar hareket alanını ve ev içerisindeki trafiği etkilememeli. Mobilya yerleşimini, kapının yanında değil karşısında kalacak şekilde yapmalısınız. Aynı zamanda mobilyaları da karşılıklı olarak yerleştirerek daha sıcak bir atmosfer elde edebilirsiniz. Eğer salonunuz az ışık alıyorsa duvarlarda daha soğuk ve açık renkler kullanabilir, çok ışık alıyorsa da sıcak renkler ile kutu gibi bir görünüm yaratabilirsiniz.”

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com