Connect with us

Mimarlık

OSO Mimarlık, Euroshop RetailDesign Award’da finalist oldu

Yayın Tarihi:

on

Global ölçekte kurumsal firmaların mimari ve iç mimari projelerinde fark yaratan çözümlere imza atan OSO Mimarlık, Suudi Arabistan’da tasarladığı Loremen Showroom projesi ile uluslararası mağaza tasarımlarının yarıştığı Euroshop RetailDesign Awards’ta finalist olmaya hak kazandı.

Ulusal ve uluslararası ölçekte çalışan kurumsal firmaların marka kimliğine ve stratejisine vurgu yaparken teknoloji ve mimarlığı entegre eden nitelikli iç mekan tasarımlarına imza atan OSO Mimarlık, Loremen Showroom projesi ile Euroshop RetailDesign Awards’ta finale kalma başarısını gösterdi. Euroshop Fuarı tarafından düzenlenen ve dünyanın dört bir yanından en başarılı mağaza tasarımlarının uluslararası bir jüri tarafından titizlikle değerlendirildiği Euroshop RetailDesign Awards’ta 23 farklı ülkeden gelen rakiplerini geride bırakan Loremen Showroom, 26 Nisan 2019’da Şangay’da gerçekleşecek final organizasyonunda rakipleriyle yarışacak.

Cidde merkezli bir ayakkabı firması için OSO Mimarlık tarafından 690 metrekarelik bir alanda tasarlanan showroom alanında binanın yapısal formundan dolayı, eğrisel bir koridor ve bu koridorun yanlarında tasarlanan bağımsız sergi alanları, tasarımın ana konseptini oluşturmuş. Oluşan bağımsız sergi alanlarını mimari bir dil birliği altında birleştirmek amacıyla tavan ve zemin özellikle vurgulanmak istenmiş. Bu amaçla tasarlanan tavan sisteminin, ziyaretçileri girişten itibaren yönlendirmesi ve davetkâr bir etki yaratması hedeflenmiş ve bu etki, tavan çıtaları ile aydınlatma sisteminin entegrasyonu sayesinde pekiştirilmiş. Showroomun en sonunda sosyalleşme amaçlı kullanımlara hizmet etmesi için bir “kitchenette” planlayan OSO Mimarlık kurucuları, bu sayede müşterilerin mekanın tümünü gezmelerine katkı sağlayacak bir çekim merkezi oluşturmuş. Ofis girişinde yer alan karşılama bankosu, Arap alfabesinden esinlenilerek tasarlanmış. Showroomda lüks ve elegan bir atmosfer yaratmayı hedefleyen mimarlar, ağırlıklı olarak beyaz ve parlak malzemeleri tercih etmiş. Ayrıca sergi duvarlarındaki ayna kullanımı ile mekanın ve ürünlerin görsel algısı ve derinlik hissi ikiye katlanmış. Projede showroom alanına ek olarak firmanın yönetim ofisi de yer alıyor. Bir açık ofis, dört müdür odası ve çok amaçlı bir lounge’dan oluşan ofis mekanlarında ise genel anlamda sade ve minimal bir tasarım dili benimsenmiş.

Devamını Oku
Click to comment

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Mimarlık

Farklı salon tipleri için dekorasyon önerileri

Yayın Tarihi:

on

Konut projelerinde mekânın fonksiyonel kullanımı ile kullanıcının yaşam alışkanlıklarını zamansız bir estetik anlayışla bütünleştiren tasarımlara imza atan EDDA Mimarlık Kurucusu İç Mimar Eda Tahmaz, yaşam alanlarını yenilemek isteyen ev sahipleri için dikdörtgen, L veya kare gibi farklı plan şemalarına sahip olan salon tiplerinde dikkat edilmesi gereken dekorasyon inceliklerini aktardı.

Bahar aylarının gelişini müjdeleyen şu günlerde, gözden geçirilen ilk konulardan biridir, dekorasyon. Yaşam alanlarını yenilemek isteyen veya sil baştan yeni bir dekorasyon oluşturmak isteyen ev sahipleri için ise farklı şekillerdeki salonlar, en zorlayıcı konulardan biri… Konut projelerinde benimsediği fonksiyonel yaklaşım ile mekânın formuna uygun bir dekorasyon oluşturulması gerektiğini belirten İç Mimar Eda Tahmaz, kare, dikdörtgen ve L tipi salonları dekore ederken dikkat edilmesi gereken püf noktaları açıkladı.

“Alanları ayırırken bütünlüğü bozmayın…”

İç Mimar Eda Tahmaz’a göre farklı tipteki salonları dekore etmek bir hayli zor gözükse de birkaç püf noktasıyla mekânı olduğundan daha ferah bir hale getirebilirsiniz. Örneğin, “L” şeklinde bir salona sahipseniz mekânın genişliğini dikkate alarak fonksiyonel bir yerleşim planı oluşturmalısınız. Büyük bir salondaysanız, geniş alanı oturma bölümü olarak değerlendirebilir, dar alanı ise yemek odası olarak düşünebilirsiniz. Daha farklı bir stil oluşturma arayışındaysanız, küçük bir halı ve yine küçük bir kitaplıkla bu dar alanı kendiniz için özel bir alan haline getirebilir veya çocuklarınızla vakit geçirebileceğiniz keyifli bir oyun alanına dönüştürebilirsiniz.


Görünümde bir kaos yaratmamak için L tipi salonlara en çok yakışan stilin minimalist anlayış olduğunu vurgulayan Eda Tahmaz, mobilyalarda ve aksesuarlarda daha yalın bir görünüme gidilmesi gerektiğini, renk cümbüşünden mümkün olduğunca kaçınılması gerektiğini şu sözlerle vurguluyor: “Bu tip salonlarda önemli olan dar ve geniş alanı birbirinden ayırmak, ancak bunu yaparken iki alan arasındaki uyumu da gözden kaçırmamaktır. Bu bütünlüğü yakalamak için de tüm duvarları tek renk boyayabilir, daha uyumlu ve akışkan bir alan edebilirsiniz. Halı ve zemin kaplama seçimlerinde ise birbirlerinden çok uzak olmayan tonlar, birbirini tamamlayan desenler kullanmak, salonun bütünündeki uyumu güçlendirecektir. Ayrıca birkaç ayna yardımıyla, ‘L’ tipi salonlara derinlik ve ferahlık katmak mümkün.”

“Mekana derinlik algısı vererek, olduğundan daha geniş gösterin…”

Eda Tahmaz’a göre dikdörtgen salona sahip olanların işi biraz daha kolay. Birbiri ardına dizilen eşyalar yerine L oturma gruplarının doğru seçim olacağını aktaran iç mimar, salon içerisinde yemek alanı oluşturmak isteyenler için oval biçimli bir masa ile işlevsel bir dekorasyon anlayışı yakalamayı, odanın uzun kenarlarında kullanılacak aynalar ile de derinlik algısını güçlendirmeyi tavsiye ediyor. Tahmaz, derinlik algısını engelleyecek faktörün duvarlarda koyu renk kullanımı olduğunu dile getiriyor ve ekliyor: “İdeal olan mobilyalarda beyaz, bej, krem, vanilya ve açık gri gibi soft renkleri kullanmak, duvarlarda ise saten bitişli boyalar ile mekân içerisine giren gün ışığını duvarlarda yansıtarak daha geniş bir alan algısı oluşturmak. Uzun duvarları bölmek için tablolardan faydalanabilir, bitkiler ile salonunuzun keskin köşelerini yumuşatabilirsiniz.”
Eda Tahmaz, kare salon tiplerinde ise fazla eşyanın yarattığı karmaşadan kaçınmak gerektiğini şu sözlerle vurguluyor: “Eşyalar hareket alanını ve ev içerisindeki trafiği etkilememeli. Mobilya yerleşimini, kapının yanında değil karşısında kalacak şekilde yapmalısınız. Aynı zamanda mobilyaları da karşılıklı olarak yerleştirerek daha sıcak bir atmosfer elde edebilirsiniz. Eğer salonunuz az ışık alıyorsa duvarlarda daha soğuk ve açık renkler kullanabilir, çok ışık alıyorsa da sıcak renkler ile kutu gibi bir görünüm yaratabilirsiniz.”

Devamını Oku

Mimarlık

Yemeksepeti.Ofis/Bir Vizyonun Mimari Anatomisi kitabı çıktı

Yayın Tarihi:

on

Yemeksepeti 2017 yılında Erginoğlu & Çalışlar Mimarlık’la birlikte yeni ofisi Yemeksepeti Park’ı hayata geçirmişti. Bu ilham verici ofis, iki şirketin işbirliği ile, Yemeksepeti.Ofis: Bir Vizyonun Mimari Anatomisi adıyla YEM Yayın tarafından kitaplaştırıldı.

Yemeksepeti.Ofis: Bir Vizyonun Mimari Anatomisi, içerik açısından bir yandan doğru iş birliğinden doğan sonuçları gösterirken bir yandan da iş yerindeki verimliliğin başarıya olan etkisine yönelik sonuçlarını örnek bir vaka olarak görselleştirildiği bir kitap olarak öne çıkıyor. İşverenden girişimciye, tasarımcıdan mimara, yöneticiden öğrencilere kadar her alandan kişiye ilham verecek kitap, farklı alanlarda başarılı olmuş fakat aynı noktada buluşabilmiş iki şirketin başarılarının iç içe sunulduğu ve iş birliği ile yaratılan dönüşüm hikâyesini anlatan bir tasarım ve yapım macerası olarak raflardaki yerini aldı.

Yemeksepeti’nin son ofisi Yemeksepeti Park’a kadar uzanan, yıllar içerisindeki dönüşüm hikâyesinin sunulduğu bu kitapta bir yandan okuyuculara ufuk açıcı ve tamamen şeffaf tasarım süreci gösterilmek istenirken bir yandan da diğer şirketlere örnek teşkil etmek hedefleniyor. Yemeksepeti’nin son iki ofisinden görsel malzemelerle zenginleştirilmiş tasarım odaklı iş birliğinin sonuçlarının sergilendiği kitabın en ilgi çekici özelliği ise, iki kurumdan da projelere doğrudan katkıda bulunmuş çalışanların sürece dair gördüklerini ve yaşadıklarını anlatmış olmaları.

Çalışan odaklı yeni nesil ofislerin Türkiye’deki temsilcilerinden biri olan Yemeksepeti için bu kitap çalışanına verdiği değeri kanıtlar nitelikte. Kurumun başarısı da çalışanların günlük iş ortamındaki stresinden uzaklaşmasını sağlayan yenilikçi ofis ile çalışan verimliliğinin artırılmasından geliyor. Modern toplumlarda çalışanların günün önemli bir bölümünü, hatta evde geçirilen süreden fazlasını ofiste geçirdiklerini söyleyen Yemeksepeti CEO’su Nevzat Aydın “Mutlu bir çalışma hayatı için yapılan işi ve mesleğini sevmek yetmiyor, nasıl bir ortamda çalışıldığı da önem taşıyor. Bugün çalışma ortamının çalışan verimliliğini en çok etkileyen faktörler arasında olduğu bir gerçek. Bizim yenilikçi çalışma ortamımız Yemeksepeti Park’ın dönüşüm hikâyesini anlatan Yemeksepeti.Ofis: Bir Vizyonun Mimari Anatomisi, eğlenceli ve samimi diliyle diğer mimari kitaplardan farklılaşıyor. Her alandan bireye ilham niteliğindeki kitabımız iki şirketin deneyimlerini birleştirerek ortaya nasıl verimli sonuçlar çıkarabileceğini gösteriyor” dedi.

Her kurumun bir insan gibi karaktere sahip olduğunu belirten Yemeksepeti Park mimarı Kerem Erginoğlu ise “Yemeksepeti Park için genel çalışma prensibimize uygun olarak önce şematik tasarımla başladık. Sonra bina yönetimini kurguladık, ardından da işlev ve estetik üzerine çalıştık. Amaç Yemeksepeti’nin ruhunu yakalamaktı. İşverenle ne kadar yoğun temasımız olursa bu o kadar mümkün oluyor. Birlikte çalışmak ve birlikte bütçe değerlendirmek, her aşamada şeffaf ve işverenle dost olmak kendiliğinden daha fazla yaratıcılık da getiriyor” dedi.

Devamını Oku

Mimarlık

“Türkiye’deki birçok mimari okuldan mezun olanların büyük bir çoğunluğunun yaptığı cephe mimarlığıdır”

Yayın Tarihi:

on

RETA Mimarlık’ın ortaklarından ve mesleğin duayenlerinden Taner Gültekin’le bir söyleşi gerçekleştirdik. Sizleri, Taner Bey’in samimi üslubuyla sektörün durumunun yanı sıra hayata dair de pek çok konuya değindiği bu keyifli söyleşiyle baş başa bırakıyoruz.

Öncelikle sizi tanıyabilir miyiz?

1983 yılında, Tatbiki Güzel Sanatlar/Marmara Üniversitesi’nden mezun oldum.  Bauhaus ekolüyle eğitim veren, aynı zamanda da Almanların çok önemli bir kurumunun üyesi olma şansını yakaladım; bize öğretilen, diğer okullardan farklı olarak sanatı sanat için yapan değil de sanatı toplum için yapan bir ekoldü.

Üniversiteyi bitirdikten sonra, piyasadaki çalışma deneyimleri içerisinde mesleki açıdan bazı sorumluluklarım olduğunu hissettim. Hem mesleki tecrübemin ilerlemiş olması hem de mesleğe olan saygımdan ve tabii mesleğin bazı problemlerinden dolayı TMMOB’a bağlı İç Mimarlar Odası İstanbul Şube başkanlığını seçimle üstlendim. Bu görevi 5-6 seneye varan bir süreçte yürütmeye gayret ettim. Meslektaşlarımızın önlerini açabilmek amaçlı, meslekten olmayanların mesleği yapmamaları gerektiği ve aynı zamanda da meslek etiği anlamında da bazı önemli kararların alınmasında katkılarım oldu.

Firmanızın tarihçesinden bahseder misiniz?

Önce okul arkadaşım sonra da hayat arkadaşım olan eşim Reyhan Gültekin’le birlikte, kısa bir piyasa deneyiminden sonra, Reyhan ve Taner Gültekin İç Mimarlık Tasarım Ofisi’ni kurduk. Sonra yıllar içinde, özellikle yurt dışı bağlantılarında ismimizin uzun olması sorun yaratmaya başlayınca,  firmamızın adını baş harflerden
hareketle RETA’ya dönüştürdük. Uzun geçmişe sahip bir firma olarak dönem dönem yenilenme çalışmalarımız oldu ve süreç içerisinde mühendislik ve mimarlık birimlerini de ekledik bünyemize. Yaklaşık 15 senedir RETA Mimarlık Mühendislik Dekorasyon ve İnşaat olarak yolumuza devam ediyoruz.

Firmanız sektöre hangi hizmetleri veriyor? Yer aldığınız projelerden bahsedebilir misiniz?

Biz genellikle müzeler yapıyoruz, gerek Türkiye’de gerekse yurt dışında -buna İtalya da dâhil- pek çok ülkede müze çalışmaları yaptık. Bu müzelerde, anahtar teslimi diye tabir edeceğimiz proje + uygulama, yani grafik tasarımından başlayıp, o müzenin içerisindeki ses düzenleri, özel birtakım efektler ve duvarlarda yer alacak butafor öğelere kadar bütün organizasyonunu yaptık. Cumhuriyet’in 75. yılı kutlamaları çerçevesinde Balmumcu’daki Darphane Müzesi’ni yaptık. Eski bir yapının içerisinde Osmanlı para ve madalyonlarının sergilendiği çok başarılı bir çalışma oldu. İlk profesyonel müze çalışmamız bu önemli projeyle başladı.

Daha sonra Libya, Tripoli’deki, Libya halk cemahiriyesinin tarihinden oluşan bir müze yapılması istendi. Bunun için Türkiye’den ve başka yerlerden iç mimarlar Libya’ya davet edildi. Bir seçim yapıldı, bizim yaptığımız projeler kabul edildi ve biz o projeye başladık. Uzun soluklu bir projeydi. Bu projeyi savaştan önce tamamladık.

Sonrasında Roma’dan bir teklif geldi. Roma Libya Academia’nın, o dönemin İtalya başbakanı Silvio Berlusconi’nin de açılışına katıldığı bu projeyi çok kısa bir sürede hayata geçirdik.

Avrupa Birliği’nin mimarlara verdigi engelliler için yeterlilik unvanına sahibiz. Buna sahip olabilmek için, Amerika da dâhil olmak üzere birçok ülkede yapılan çalışmaları da izleyerek mesleki çalışmalar yaptık ve bunun sonunda da hem o kazanımı elde ettik hem de sonrasında Ayasofya ve Topkapı müzelerinin engelli projelerini yaptık.

Daha sonra bir Lale Müzesi konseptini hayata geçirdik. Emirgan’daki lale bahçelerinin yanında eskiden çöplük olan bir binayı güncelleyerek, içeride grafik anlatımlarla, maketlerle ve benzeri birtakım uygulamalarla Lale Müzesi konseptini oluşturduk. Dünyanın ikinci, hatta bazı noktalardan birinci Lale Müzesi’ni oluşturmuş olduk ki bu bize başka bir mesleki prestij de sağladı.

Harbiye Askeri Müzesi’ndeki Kore Savaşları, Kıbrıs Savaşı ve TSK’nın barış dönemindeki faaliyetleri temalı salonları yaptık.

Sessizlikte Diyalog Müzesi’nin ve Çapa Çocuk Polikliniği’nin tasarımlarını sosyal sorumluluk projeleri kapsamında yaptık.

Şu anda Elektrik ve Elektronik Müzesi’nin projeleri üzerinde çalışıyoruz.

Pek çok otel/hastahane ve fabrika projesini de hayata geçirdik.

“Yeşil fabrikalar” konusunda neler söylersiniz?

Yeşil fabrikalar, özellikle kendi enerjisini sağlaması, atık maddelerinin çevreyi kirletmemesi konusunda tedbirler alınarak yapılan fabrikalardır. Burada fabrikanın konsepti çok önemli. Eğer kimyasal ürünler üreten bir fabrikaysa bu, atık maddeler için olmazsa olmaz birtakım çözümler var. Yeşil fabrikalarda özellikle güneş enerjisinden istifade etmek, güneş, rüzgâr ve denizlerdeki dalga salınımından enerji elde edip enerjilerin geri kazanımını sağlamak, yer altı termal su kaynaklarından istifade etmek önem kazanmaktadır. Plastiğin doğada kaybolmasının zorluğundan dolayı bunların parçalanarak geri dönüşüm sağlanması yöntemini bile müşterilerimize öneriyoruz.

Sadece fabrikalarda değil, evlerde de bizim yaptığımız ve uyguladığımız geri dönüşüm projeleri var. Son olarak, Ankara’da yaptığımız bir projede, “akıllı ev” konsepti oluşturduk. Aslında müzelerde de akıllı sistemleri yani smart sistem dediğimiz sistemleri kullanıyoruz. Bu akıllı evde de rüzgâr enerjisinden, güneş enerjisinden istifade edilerek bu alanda ciddi bir tasarrufa gidildi. İnsanın “varlık” diye tabir edildiği bir sistem vardır. Bu “varlık” yani insan evin içerisinde dolaşırken, hem müzik onu takip ediyor hem de ışık ona göre ayarlanıyor. Yani siz soft bir müzik ayarladıysanız o müzik sizi özel olarak takip ediyor, siz geçtikten sonra kapanıyor.

Güneş enerjisini kullanmak tabii ki çok önemli. Güneşin koruyucu etkileri olmakla birlikte, yıpratıcı etkileri de çok fazla. Güneşin zararlı ışınlarından etkilenmemek için birtakım önlemler alınabiliyor. Bunlardan biri, kullanılacak bölgeye göre, camlarda ultraviyole ışın kırıcı kullanmaktır. Gökyüzündeki atmosferin aşınma ve ozon tabakasının incelmesine bağlı olarak bu ışınlar farklı açılarda ve şekillerde gelmekte. İklim değişiklikleri sonucu çölleşme, kuraklık vs. görülüyor. Bu bağlamda güneşin zararlı ışınlarından korunması gerekiyor yaşam mekânlarının. Eskiden reflekte diye tarif ettiğimiz güneş kırıcıları vardı ama artık onlar kullanılmıyor. O şekilde kırılan ışını başka bir yere yansıtıyorsunuz ve başka yerleri UV ışınlara boğuyordunuz.

Güneş filmi yarar sağlayabilir mi?

Güneş filmleri yararlı oluyor ama onların da ömürleri çok sınırlı. Bunun yerine, iki cam arasına, ışığı ne kadar içeri almak istediğinize bağlı olarak, akıllı yani smart sistem dediğimiz sistemleri uyguluyoruz. Bu sistemler güneşin hangi mevsimde hangi açıyla geldiğini hesaplayaraktan ayarlamalar yapabiliyor. Bu mantıkla akıllı seralar yapılabiliyor, konutlardaki ısıtmaya yardımcı olunabiliniyor ki böylece yakıt tasarrufuna katkı sağlanıyor. Eskiden suyu ısıtmak için kullanılan güneş kollektörleri vardı, hâlâ da var. Suyu, belli bir sıcaklığa getirip ısıtma kazanlarına göndermek suretiyle gerek kaloriferlerde gerek banyoda, konfor suyu olarak kullanılabiliyor bu sistemde. Bunun dışında bu enerjilerin biriktirilebileceği aküler olmalı. Rüzgâr veya güneş enerjisini biriktirip komşularınıza satabilirsiniz. Bu ekstra bir gelir kaynağıdır.

Mesela İtalya’daki Katalan belediyesiyle bir geri dönüşüm çalışması yaptık. Burada havaalanı gibi büyük alanlarda ayrıştırılmış çöplerin ne şekilde kullanılması gerektiğine yönelik bir çalışmaydı bu.

Müşterilerinizin ihtiyaçlarını nasıl analiz ediyorsunuz?

Müşterilerimiz bize bir konuyla gelirler. Yani ben bir ev ya da ofis istiyorum ama modern çizgilerde, günümüzün trendlerine uygun bir çalışma yapın diyorlar. Biz de görüşmeler sırasında, bildiklerinin farkında olmadıkları şeyleri çözmeye çalışıyoruz, kısmen bir sihirbazlık yapıyoruz. Tabii bu bir illüzyon anlamında değil, bilgi almak amaçlı. İnsanların gözlerini boyamak amacında değiliz. Müşterinin isteklerini bizim bildiklerimizle harmanlayarak, öncelikle fonksiyonel yani insan-eşya ilişkilerinin rahat kullanımını sağlayacak bir yapı öneriyoruz. Fabrika ya da ofis düzeyinde olduğu zaman ofis kimliğinin ne olması gerektiğini düşünüyoruz. Şu anda yaptığımız iki tane hastane projesi var mesela, sporcu sağlığı hastanesi bunlar. Tabii bunları yaparken hekimlerin görüşlerinden faydalanıyoruz. İhtiyaçlara göre bir konsept proje oluşturuyoruz, bu proje sadece ilk etaptaki fonksiyon şemasıdır. Tabii arkasından 3ds Max’ler, kurumsal kimlik oluşturma çabaları ve de üç boyutlu film diye bahsedebileceğimiz uygulamalarla, mekânın bitmiş halini insanlara sanal görsellikle gösterebiliyoruz. Sonra da uygulama aşamasına geçiyoruz. Biz proje + uygulama seklinde çalışan bir firma olduğumuz için çiçeğinden akustiğine, havalandırmasından ısıtma sistemine kadar birçok şeyi yapıp anahtar teslimi verebiliyoruz.

Bizim bünyemizde bir uygulama ekibimiz var. Bunun yanında biraz önce bahsettiğim gibi yakın disiplinlerle çalışmalarımız var. Havalandırma-iklimlendirme kısımlarında bizim bu saatten sonra deneme yanılma yapma lüksümüz yok. Alıştığımız ve bize bir anlamda mesleki partnerlik yapacak firmalarla çalışıyoruz.

Cephe Giydirme Sistemleriyle ilgili bilginiz var mıdır acaba?

Cephe giydirme sistemlerinde de çok önemli olan, çevreci özelliği olan sistemleri tercih ediyoruz. Türkiye’de ISO standartlarına uymayan markaların ürünlerini asla kullanmadık. Kullanılan malzemelerin arkasında mutlaka büyük bir firmanın olması gerekiyor. Bu firmaların geçmiş tecrübeleri ki, bunlar Alman firmaları oluyor genellikle, ekol gereği başka bir yakınlık da olabilir ancak Alman mallarını tercih ediyoruz. Uygulama konusunda bizim ülkemizde çok başarılı firmalar var. Dünya çapında belirli bir noktaya ulaşmış Türk firmaları da çoğunlukta, bizler bu konuda çok titiz davranıyoruz. Bizler kreatif tasarımlar yapmaya uğraşıyoruz, kişiye özel tasarımlar. Dolayısıyla bu vasıflara sahip olan kişilerle, kurumlarla çalışmamız gerekiyor.

Bence özellikle Türkiye’deki birçok mimari okuldan mezun olanların büyük bir çoğunluğunun yapmış oldukları cephe mimarlığıdır. Dünyada yapılmış diğer örneklerden de istifade ederek çok güzel cephe çalışmaları yapılıyor. Ama iç mekânlarda başarılı bir çalışma yapılamıyor. Bugün Amerika’dan başlayan platin tasarım adında bir çalışma tarzı var. Burada çekirdekten bütüne giden projeler oluşturulurken nedense bizde yakın disiplinlerle bir arada çalışmalar göz ardı ediliyor. Çalışanlar var tabii ki, onlara saygımız sonsuz ama iç mimarlarla, tasarımcılarla beraber çalışıldığında, proje aşamasından itibaren ulaşılamayacak bir hedef yoktur.

Sanatla iç içe olmak çok önemli; özellikle plastik sanatlar mekânların ruhunu oluşturabiliyor. Bu bakımdan her daim sanatın içinde olmak adına Görsel Sanatlar Vakfı’nda mütevelli heyet üyeliği de yapmaktayım. Plastik sanatçılarının oluşturduğu bir vakıftır bu. Bu vakıfta da bütün arkadaşlarımızla beraber sanat toplum için yapılmalıdır prensibini oluşturmaya çalışıyoruz. İtalyan ve Fransız ticaret odalarının üyesiyim, dolayısıyla yurt dışını da takip ediyorum; hem mesleki gelişmeleri hem fuarları hem de yeni malzemeleri. Akademisyen kimliğim de var; part time proje dersleri vererek öğrenci ve öğretmen diyaloğu içerisinde interaktif olarak bu bilgileri aktarmak bana başka bir keyif veriyor.

Sektörünüzde bugünlerde hangi trendi gözlemliyorsunuz? Pazarı domine eden trendler nelerdir?

Bizim mimari tarzımız modern klasizm tarzı. Ancak müşterinin istediği her türlü tarzı, her türlü trendi yapmak zorundayız, profesyonelliğin gereği de budur. Bir firmanın bir kurumsal kimliği vardır, bu kimliğin altında diğer işler de yapılabilir. Bizler başarılı bir proje tasarlayıcısı ve uygulayıcısıyız. Günümüzün değişen trendlerinde de, modern çizgilerin çok uca gitmeyecek, art-decolar, postmodern, Memphis, Bauhaus çizgileri vs. ve kısmen de olsa Osmanlı-Türk sentezlerini projelerimizde oluşturabiliyoruz.

Sektörün Türkiye’deki potansiyeli hakkında neler söylemek istersiniz?

Türkiye’de öncelikle meslek gruplarının kendi mesleklerinin sahibi olması gerekiyor. Yani 4 yıllık bir üniversiteyi bitirdikten sonra pat diye iç mimar olamıyorsunuz. Olduğunuzu sandığınız noktada da piyasada karşılaşılan zorluklardan sonra durumun öyle kolay olmadığı anlaşılıyor. Çünkü acımasız bir dış piyasa var ve herkes her şeyi göze almış durumda. İyi malzeme kullanmayıp, iş ve işçi sağlığı tedbirlerini almayan firmaların verdiği fiyatlar, müşterinin gözünde ucuz olsun bizim olsun mantığı doğuruyor. Okuldan çıkan mimar ve iç mimarların mutlaka mesleki kurumlara, özellikle odalara kaydolması lazım. Profesyonel iş yapabilmek için, ofis açabilmek, ihalelere katılabilmek için bu odalara kayıtlarının olması gerekir.

Potansiyel, günümüzde ciddi anlamda azaldı. Müşteriler artık hazır konutlar alıyorlar. Çok uygun fiyatlara almış oldukları konutlarda, buzdolabından, mutfağından yatak odasına kadar, beton yığınlarının satılabilmesi için uzun vadelerde önemli kolaylıklar sağlıyorlar alıcıya. Meslektaşlarımız buralarda kısmen yer alabiliyorlar, belirli bir kısmı bu şirketlerde çalışıyor. Ama profesyonel iş anlamında, ofisimi kurayım, sanatsal tasarımlar yapayım, kreatif düşüncelere sahip olayım diyen genç kuşağın şansı artık pek yok. Yatırımcıların da, her şeyi kendi bünyelerinde toplayan profesyonellerle çalışma arzuları var. Gençlerin kendilerini yetiştirmeleri gerekiyor ki bu potansiyel içerisinde yerlerini alabilsinler.

Değişimi nerede görüyorsunuz, yakın, orta ve uzak gelecekten yana öngörüleriniz nelerdir?

Öncelikle çok ciddi bir değişim var. Elektroniğe geçilmiş olması, hızlı yaşam standartlarına geçilmiş olması, bir yerden bir yere çok hızlı araçlarla, hatta insansız araçlarla ulaşımın sağlanması, bunlar çok önemli kriterler. Bunların sonucu olarak Türkiye’deki ve dünyadaki değişim sanal zekâların oluşmasıyla beraber, maalesef birçok meslek grubuna ihtiyaç vardır. Bir bilgisayara artık milyonlarca proje yüklenebildiği için, müşterinin yaşam standardından istek ve arzularına kadar verileri girdiğinizde, insanın bir ayda yaptığını bir saatte yapmış oluyor; üstelik otuz tane alternatif proje tasarlayarak. Bu yapay zekâ projeleri dünyanın her yerinde birçok meslek grubunu öldürdüğü gibi mimariyi, mühendislik mesleklerini de öldürüyor, biliyorsunuz otomobillerin bile montajları robotlarla yapılırken bundan meslektaşlarımın etkilenmemesi mümkün değil.

Varsa, eklemek istedikleriniz ve sektöre mesajlarınız nedir?

Hem müşterilerin çalışacağı büroyu seçme hakkı var hem de büroların müşteriyi. Yani sizin müşteriniz üretiminde bir şekilde geri dönüşüm sağlayamıyorsa, direkt o üreticiyi cezalandırmak yerine bu tesisi kuran kişilerin de cezalandırılması gerekliliği var. Sektörün mutlaka profesyonelce çalışması gerektiğini düşünüyorum. Profesyonel çalışan kişilerin de belli bir bilince ulaşması için gerek odalar bazında gerek hükümet bazında yeterlilik sınavları yapılması lazım. Dünyanın birçok yerinde, Amerika’da, Avrupa’da her beş yılda bir yeterlilik sınavları vardır. Bu mesleğe sahip olan kişilerin belirli sürelerle yeterlilik testlerine tabi tutulması lazım. Projelerde ya da iş hayatında uygulamalarda yanlış yapan firmalar varsa, bunların meslekten men edilmesi lazım. Bu kadar çok mimara ve iç mimara proje verilemiyorsa, projeler Çin’de çizdirilip, Hindistan’da, Vietnam’da ya da Filistin’de yazılım yaptırılıp, bunlar kullanılıyorsa Türkiye’nin ciddi problemleri var demektir. Önümüzde bir rampa var ve sürekli vites küçültüyoruz, safraları atıyoruz belki, ki o rampayı rahat çıkabilelim. Bütün bunlar yapılmazsa birçok kurum veya kişi o rampayı çıkmayı başaramaz.

Meslek temsilcilerinin birtakım fuarlara katılması lazım. Ben Arch and Design’ın Bilim Kurulu’nun başındayım. Bu kurulun içerisinde çok sevdiğimiz meslektaşlarımız, mesleğin duayenleri olan profesörler, yardımcı doçentler, sektörün önemli noktalarındaki kişiler var. Sağ olsunlar benim mesleki ricalarımı kırmadılar ve bir bilim kurulu oluşturduk. Bu bilim kurulunun amacı da bir mesaj vermek, gerek sektöre gerek öğrenci olan ve bu konuda yetişecek olanlara yol gösterici olmaktır.

Sadece iç mimar ya da tasarımcı olmak yetmiyor. Meslekle alakalı birçok konuda bilgi sahibi olunması lazım ki bunları kendi işinize uygulayabilesiniz. Siz bir şekilde insanlara bir yaşam şekli veriyorsunuz, bu otel ya da hastahane ya da restoran olabiliyor ve diyorsunuz ki, sen burada yatıp kalkacaksın, burada yiyip içeceksin ama konseptin nedir? Örneğin bir Hint mutfağı restorantı yapacaksınız, bunun için farklı bir yemek kültürünü öğrenmeniz gerekecektir.

Devamını Oku
Advertisement
Advertisement
Advertisement

Trendler

Copyright © 2011-2018 Moneta Tanıtım Organizasyon Reklamcılık Yayıncılık Tic. Ltd. Şti. - Canan Business Küçükbakkalköy Mah. Kocasinan Cad. Selvili Sokak No:4 Kat:12 Daire:78 Ataşehir İstanbul - T:0850 885 05 01 - info@monetatanitim.com